1950-1954 DÖNEMİ SİYASİ, SOSYAL VE KÜLTÜREL GELİŞMELER

 

14 Mayıs seçimlerinden hemen sonra 22 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti genel başkanı Celal Bayar seçilmiş ve parti başkanlığından istifa ederek tarafsız olacağını beyan etmiştir. Cumhurbaşkanı hükümeti kurma görevini Aydın milletvekili Adnan Menderes’e vermiştir. Nitekim 22 Mayıs’ta kurulan yeni hükümetin programı mecliste tartışılırken Başbakan, kendini eleştirmek isteyen muhalefete söz hakkı tanımamış ve akabinde muhalefet meclisi terk etmiştir. Bu durum 4 senelik süreçte yaşananların karşılıklı öç alma şeklinde bu dönemde de yaşanacağını düşündürmüştür.

CHP’nin 27 yıllık iktidarı süresinde merkezi ve yerel bürokrasinin üst mevkilerindeki insanlarla bir şekilde yakın ilişkileri olduğu düşüncesi hükümeti bu konuda köklü düzenlemeler yapmaya sevk etmiştir. İlk olarak orduya el atılmıştır. Hükümet 6 Haziran’da Genelkurmay Başkanı ve birçok yüksek rütbeli subayı emekliye sevk edip, yerlerine siyasete bulaşmadığını düşündüğü kişileri atamıştır. Bu uygulamayı Cumhuriyet Halk Partisi şiddetle protesto etmiştir. Aynı zamanda Demokrat Parti’nin muhalefeti istediği çizgiye çekmek için İnönü’nün partideki etkisini azaltmak yolunda çalışmalar yaptığı da bilinmektedir.

3 Eylül 1950’de gerçekleşen yerel seçimlerde Demokrat Parti 600 belediyeden 560 tanesini kazanmış ve genel seçimlerde elde ettiği başarının tesadüfi olmadığını da kanıtlamıştır.

Muhalefet ve iktidarın sürekli birbirini zayıflatmaktan öteye gidememesi, iktidarın kendi içinde de muhalifleriyle ayrıca uğraşması sonucu 8 Mart 1951’de hükümet istifa etmiş yeni hükümeti kurma görevi yine Andan Menderes’e verilmişti. Her ne kadar önemli bir değişim sürecinden bahsediliyor olsa da bu dönemde ülkenin başlıca sorunlarının devam ettiği açık şekilde görülüyordu. Türkiye’nin sıkıntıları, endüstriyi geliştirmek için tarımın ihmalinden doğan ekonomik dengesizlik, devletçilik ilkesinin hükümetin işini zorlaştırması, teknik eleman eksikliği, idari yapının işlevsizliği, yatırımların koordinasyonsuzluğu, yükselen enflasyonun engellenememesi şeklinde ifade ediliyordu.

Sosyal ve kültürel açıdan dönemi ele alacak olursak, seçim propagandaları sırasında parti taşra örgütlerinin dini meseleleri istismarı seçimlerden sonra etkisini göstermeye başlamış, yurdun çeşitli illerinde Atatürk heykellerine saldırılar gerçekleşmiş hatta DP il örgütlerinde vatandaşlar Atatürk inkılaplarından geri dönülmesini talep edebilmiştir. Bu konuda da bittabii hükümet ve muhalefet karşı karşıya kalmış, muhalefet iktidarı müsamaha göstermekle suçlamış, iktidar ise Atatürk inkılaplarının koruyucusunun Türk milleti olduğunu savunmuştur. İl yöneticilerine heykellerin korunmasını tebliğ etmiş hukuk ve basın yoluyla da bu konuda önlemler almıştır. Ayrıca Atatürk’ü koruma kanunu şeklinde de bir kanun çıkartmış böylece muhalefetin eleştirilerini de engellemeye çalışmıştır.

Menderes hükümetinin programındaki konular aslında çalışan kesim açısından ümit vericiydi. Bu konuda ilk adım 31 Temmuz 1952’de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulması oldu.

İktidar ve muhalefetin bu dönemde iç politikada ortak hareket etmeyi başarabildikleri neredeyse tek konu komünizme karşı baskıcı tedbirler almış olmalarıydı. Çok partili hayatın başlarından itibaren yavaş da olsa CHP’nin dini akımlara yaklaşımı yumuşamış her iki partinin de iktidarlarında sol düşünce yapısına müsait ortam bırakmadığı açıktı. Yine bu dönemde komünizmin ülkeye girişini engellemek adına çeşitli kanunlar çıkarılmış, bir yandan da komünizm fobisi hemen her safhada kendini göstermeye başlamıştı. Milli Eğitim Bakanı Tevkif İleri’nin, Köy Enstitülerinin kapatılma kararını “solcu düşüncelerin bütünüyle bu kurumlara girmesi”ne bağlamaktaydı.

1950-1954 arası gelişmelerinden biri de iktidar ve muhalefet işbirliği ile ezanın arapça okunması ve radyoda dini yayın yapma yasağı kaldırılmıştır. Dini meselelerin her iki parti tarafından da yoğun olarak halka karşı koz şeklinde kullanıldığı bir dönemdi aslında. CHP Bilecik’te türbeleri biz açtık derken DP’liler de Arapça ezanın, din derslerinin ve radyoda Kur’an okunmasının kendi eserleri olduğunu her fırsatta dile getirmişti. Bir süre sonra CHP dini meselelerde Demokrat Parti ile yarışamayacağını anlamış ve Atatürkçü düşünce yapısına ve savunuculuğuna geri dönmüştür.

Dinin ve vatandaşın hassas olduğu konuların kolayca istismar edilmesi üzerine Başbakan bir basın toplantısında maddi refahın gericiliğe karşı en etkili çözüm olacağını duyurmuştur. “yollar köylere kadar uzandıkça, elektrik ve su köylere kadar geldikçe, traktörler ve sair makineler köylünün hayatı arasına girdikçe, kalkınması ve seviyesi yükselen bu insanla hurafelere kapılmazlar”.  Başbakanın bu sıralamada eğitime hiç değinmemesi de kabul edilemeyecek bir ihmalin işaretidir.

Demokrat partili politikacılar demokrasiyi sayı rejimi olarak tanımlamaktaydı. Dolayısıyla bir avuç aydının değil yığınların istediğinin olması gerektiğini ifade eden Demokrat Partili politikacılar meclisteki milletvekili sayısının kendilerine her istediklerini yapma hakkı verdiğini savunmaktaydılar. CHP’nin savaş yılları politikasında şehirde yaşayan aydın, sivil, asker ve memur kesime nispeten daha iyi şartlar tanıması karşısında halkın %80’inin yaşadığı köyleri hedef alan iktidar partisinin yaklaşımı ülkenin mevcut şartlarında kendini haklı çıkaracak durumdaydı…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir