1950 SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ

Seçimlerdeki başarısına rağmen CHP içerisinde önceki politikalarda ısrar edenler ile daha ılımlı politikalar uygulanmasını savunan gruplar arasında mücadele bitmemişti ve gelişmeler de aslında ılımlı kanadın lehine idi. Nitekim 7. Kongrede Halk Partisi ideolojisini oluşturan altı ilkeyi yeniden yorumlama gereği hissetmiş, ilkelerin önemli ölçüde yumuşatılmasına karar vermiştir. Parti tüzüğündeki bu değişiklikler demokratikleşme yolunda önemli adımlardı. Yöneticilerin yerlerinde kalabilmek için kamuoyunu dikkate almak zorunda olduklarını fark etmesi ve kongreden sonra da cumhurbaşkanı dâhil yönetimdeki herkesin eleştirilebilmesi Cumhuriyet Halk partisini dağılmaktan kurtarmış hatta yeni bir canlanma imkânı vermiştir. Artık yeni bir devrin başladığı her kesim tarafından açıkça görülmekteydi.

Bu dönemde 1950 genel seçimleri için gizli oy açık tasnif esasına dayalı olarak yeni bir seçim kanunu çıkarılmıştır. İktidarın bu hamlesine karşı muhalefet seçimlerin yargı denetiminde olması için baskı yapmaktaydı. Ekonomik sıkıntılar da muhalefetin diğer bir eleştiri konusuydu. Gerçekten de köylünün sıkıntılı, şehirlinin endişeli, iş adamlarının tereddütlü, işçinin üzgün olduğu bir ortamda çok açık çözüm yolları önermeden yapılan eleştiriler halk üzerinde etkili olmaktaydı. Bu ortamda 1948 yerel seçimlerine katılmayan Demokrat Parti propaganda yapmaktan da geri durmadı.

Ekonomik alanda beklenen düzelmeler gerçekleşmeyince mevcut hükümet 14 Ocak 1949’da istifa etti. Yeni hükümet kurma görevi liberal görüşleriyle bilinen Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’a verilmiş bu durum da CHP’nin halkın hassas olduğu konularda göstermeye başladığı yakınlığın en uç örneği olarak değerlendirilebilir. Bu arada hazırlanan tek dereceli, genel, eşit ve gizli oy açık tasnif ilkelerine dayanıp çoğunluk sistemini getiren seçim kanunu 16 Şubat 1950 tarihinde demokrat partili milletvekillerinin de oylarıyla meclisten geçmiştir.

14 Mayıs 1950 seçimlerinin öncesinde Cumhuriyet Halk Partisinin seçim bildirgesinde ekonomide devletin rolünü azaltarak özel teşebbüse fırsat vermek, yabancı sermaye girişini kolaylaştıracak şartları oluşturmak, paranın değerini korumak ve vergi reformu yapmanın yanı sıra halk partisinin altı ilkesinin anayasadan çıkarılmasıyla senato oluşturmak gibi noktalardaki vaatleri oldukça dikkat çekiciydi. Demokrat Parti ise üretimi artırıp vergileri azaltarak, dengeli bir bütçe oluşturacağını böylelikle de dengeli bir bütçe ile de ekonominin düzeltileceğini, özel ve yabancı sermaye için şartların iyileştirileceğini, hükümet tekelinin kaldırılacağını ve halk partisi yöneticilerinin aleyhte propagandalarını etkisiz bırakmak için iktidarlarının rejim ve ilkelerine zarar vermeyeceğini iddia ediyordu.

Nihayet 14 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleşen seçimler genel manada olaysız geçmiş ve seçim sonuçları da Cumhuriyet Halk Partisi’nin her türlü değişim çabalarına rağmen bu konuda vatandaşları ikna edemediğini göstermiştir. Seçimlere katılım %88.88 şeklinde yüksek bir oranla gerçekleşmiş, oyların % 53’ünü Demokrat Parti, % 39’unu Halk Partisi geri kalanını da Millet partisi ve bağımsız adaylar bölüşmüştür.

Her türlü sistem, kadro ve anlayış sıkıntılarına rağmen Türkiye’de iktidarın halkın oyu ile el değiştirmesi demokrasi anlayışı bakımından büyük bir başarıdır.

Bundan sonra Demokrat Parti’nin dönemi başlayacaktır…

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir