27 MAYIS 1960 DARBESİ

İktidar ve muhalefet arasındaki kavga 1960 yılından itibaren artık en yüksek haline ulaşmıştı. CHP Genel Başkanı’nın yurt gezileri engellenmek isteniyor, muhalif yazarlar tutuklanıyor basın sansürleniyordu. CHP’yi ihtilal hazırlığı içerisinde olmakla suçlayan iktidar, Nisan ayında basını ve muhalefeti soruşturmak amacı ile gazete kapatmaktan, muhalif düşüncede olanları tutuklamaya kadar geniş yetkilere sahip bir Tahkikat Komisyonu kurdu. Bunun karşısında mecliste söz alan muhalefet lideri İsmet İnönü bunun demokratik rejim yolundan çıkıp bir baskı rejimi yoluna girmek olduğunu belirtti ve o ünlü sözünü söyledi: “Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam”. Ancak 27 Nisan 1960 günü Tahkikat Komisyonu yasal olarak kuruldu. İnönü’ye 12 oturum TBMM toplantılarına katılmama cezası verildi. Olaya tepki gösteren CHP Grubu meclisten zorla çıkartıldı.

 
Meclisteki kargaşa sokağa da taştı ve 28-29 Nisan 1960’ta İstanbul ve Ankara’da üniversite öğrencileri olaylı gösteriler yaptılar. Olayların şiddetle üzerine gidildi. Üniversiteler kapatıldı iki şehirde de sıkıyönetim ilan edildi. Demokrat Partili gençler 5 Mayıs 1960 günü DP liderine bağlılıklarını ifade etmek ve iktidara destek olmak için Ankara Kızılay Meydanı’nda bir gösteri düzenlemeyi planladılar. 555K parolasıyla örgütlenen muhalif gençler 5 Mayıs akşamı meydanı doldurdular, arabasından indiğinde protestocular arasında kalan Adnan Menderes darba uğradı ve olay yerinden güçlükle uzaklaştı.

 
Ülkedeki kargaşanın gitgide artması, sokaklarda çatışmalar çıkması, iktidar-muhalefet arasındaki gerginlik sonunda 27 Mayıs 1960 sabahı, Kurmay Albay Alpaslan Türkeş tarafından Ankara Radyosu’ndan okunan bildiri ile son buldu. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçelerini ileri sürerek Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bir grup subay, ülke yönetimine bütünüyle el koydu. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel, komitenin başına geçti ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Partililer tutuklandı. Anayasa ve parlamento feshedildi. Siyasi faaliyetler askıya alındı. Ardından 28 Mayıs 1960 günü Org. Cemal Gürsel başkanlığında bir hükümet kuruldu. Yeni anayasa ve siyasi kurumların oluşturulması için çalışmalara başlandı. Tutuklu Demokrat Partililer yargılanmak üzere Yassıada’ya gönderildi ve Demokrat Parti, 29 Eylül 1960’da resmen kapatıldı.


Tutuklular Yüksek Adalet Divanı’nca yargılandılar. 15 kişi idama, 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi değişik hapis cezalarına çarptırılırken 123 kişi de aklandı. Milli Birlik Komitesinde idam, yönetim devri ve seçim tarihi konusunda görüş ayrılıkları çıktı. Bu gelişmelerden daha sonra 14’ler olarak anılacak 14 subay yurt dışında çeşitli görevlerle sürgüne gönderildi. Bu dönemle birlikte ordu içinde yaşanan ayrışma ilk kez açıkça ortaya çıkmış oldu. Milli Birlik Komitesi idam cezalarından üçünü onayladı. Tutuklu bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül 1961’de, Başbakan Adnan Menderes ise ertesi gün İmralı Adası’nda idam edildi. Celâl Bayar ve Refik Koraltan ile 11 kişinin idam cezası ömür boyu hapse çevrildi.

 
Demokrat Parti, halkın büyük çoğunluğunun desteğini elinde bulundurduğu dönemlerde, CHP’li vekilleri ve seçmenini de eleştirileri ile birlikte kabul edebilecek, halkın her kesimini sevgiyle kucaklayabilecek ve her fikre saygı duyup daha sağlıklı tedbirler alabilecek demokratik anlayışa sahip bir parti olmasına rağmen bir şekilde işlerin bunun tam tersi şekilde gelişmesi de darbeye giden yolun önünü açmıştır.
Milli Birlik Komitesi Lideri Cemal Gürsel’in “Demokrat Parti’nin memlekete yaptığı en büyük kötülüklerden biri orduyu ihtilale zorlaması olmuştur.” Şeklindeki değerlendirmesi de bunu işaret etmektedir.


Darbeden sonra İdamların ardından Türkiye’de sağ ve sol görüşlü kitleler tamamen kutuplaşmış ve 1980 yılına kadar silahlı çatışmalar yaşanmıştır. Atatürkçü düşüncenin etkisi özellikle sağ seçmende belirli oranda azalmıştır tarikatlar ve cemaatlerin sayısı artmıştır. Devletin ideolojik bir eğitim politikası uyguladığı gerekçesi ile çok sayıda vatandaş çocuklarını okullara göndermemiş ve okuryazarlık oranı düşmüştür. Kürt milliyetçilik akımı Güneydoğu Anadolu’da hâkim olmaya başlamıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde çeşitli ideolojik gruplaşmalar başlamıştır, darbe sonrası Türkiye uzun yıllar ekonomik dar boğazda kalmıştır. Türkiye’deki sağ seçmen yapısı muhafazakâr bir kimliğe bürünmüş ve bu durum bundan sonraki tüm seçimleri doğrudan etkilemiştir. Bu darbenin ardından Türkiye darbeler ülkesi haline gelmiş ve ülke düzenli olarak darbelere maruz kalmıştır

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir