DEMOKRAT PARTİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ

Türkiye’nin Atatürk’ün vefatından kısa bir süre sonra karşılaştığı ve ikinci cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün inisiyatifi ile girmemeyi başardığı II. Dünya Savaşı yıllarında siyasi, sosyal ve özellikle ekonomik alanda büyük sıkıntılar çekilmiştir. Savaş yıllarında hem cumhurbaşkanı hem de dönemin başbakanları mevcut şartları istismar eden tüccarlardan şikâyet etmişler ve bunun için çeşitli kanunlarla önlemler almışlardır. Ancak yapılan her yeni düzenleme yeni bir istismarında kapısını açmıştır. Bununla birlikte yapılan bu uygulamalar en çok kırsal alanda yaşayan ve tarımla uğraşan küçük çiftçiyi etkilemiştir. Savaş yıllarında bazı malların karaborsaya düşmesi ile haksız kazanç sağlayan, vergi vermeyenler ile savaşın bütün ekonomik sıkıntılarıyla doğrudan uğraşan sade vatandaşın yaşadıkları zorluklar 1946-1950 döneminin gelişmelerinde etkili olacaktır.

Savaşın bitimiyle gündeme getirilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu büyük toprak sahiplerinin hükümete karşı şüphelerini arttırmıştır. Aynı zamanda hızla artan hayat pahalılığına karşı hükümetin memurunu koruma çabası, işçi, köylü ve memurun siyasi tercihlerinde ayrılmasının tohumlarını atmıştır. Gerçekten de sayıları gittikçe artan memurların, maaş zamları, temel gıda maddeleri desteği ile yaşam standartları köylününkinden bir hayli iyi durumdaydı.

Mecliste, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu konusunda parti içerisinde yoğun fikir ayrılıkları ve tartışmalar çıkmış ve hükümetin politikalarına eleştiriler yöneltilmişti. Bu tartışmalar devam ederken 7 Haziran 1945’de Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, Anayasanın Milli egemenlik ilkesine işlevsellik kazandırılmasını, parti işleyişinin demokratik ilkelere uygun olarak yürütülmesini istedikleri Dörtlü Takrir’i parti meclis grubuna sundular. Öneri tartışıldı ancak bir neticeye de varamadı. Dörtlü Takrir’i yayınlayanlar kendi aralarında başka bir parti kurup fikirlerini bu yolla savunmayı tartışırken Sanayici Nuri Demirağ Milli Kalkınma Partisini kurmak için İçişleri bakanlığına başvuruda bulunmuştu. Kalkınma Partisi Devletçilik ilkesine karşı olduğunu belirtmiş, dış politikada İslam Birliği-Şark federasyonu gibi ilginç projeleri ile dikkat çekmişti. Diğer yandan Adnan Menderes ve Fuad Köprülü’nün muhalif basın organlarında eleştirilerini yayınlatmaları parti disiplinine aykırı görülerek, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ihraç edilmişlerdir. Partiden böyle bir gerekçe ile atılmalarının parti tüzüğüne aykırı olduğunu savunan Refik Koraltan ve sonrasında da ekibin lideri Celal Bayar partiden istifa etmişlerdir. Böylece Demokrat Parti’nin çekirdek kadrosu da oluşmuştu.

Teoride demokrasiden söz edilirken pratikte karşıt seslerin yükselemeyişi Demokrat Parti’nin kuruluşunu işaret ediyordu. “Bizim tek eksiğimiz hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır.” Bu sözler dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye aittir. 1945 öncesinde çok partili siyaset denemeleri yapılsa da memlekette çıkan tepkiler karşısında bu girişimler muvaffak olamamıştı. İsmet İnönü’nün, Milli Kalkınma Partisi o sırada faaliyette bulunmasına rağmen muhalif fırka yokluğundan bahsetmesi ise dikkat çekiciydi.

Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı ile de mutabık kalındıktan sonra 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti kurulmuş oldu. Partinin görüşleri Cumhuriyet Halk Partisinden çok farklı değildi. Laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet’in altı ilkesi de benimsenmişti. Ancak Demokrat Parti’nin genişleyen teşkilatı içerisinden çıkacak muhalif sesler zamanla partinin genel görüntüsünü etkileyecekti.

1947 de yapılacak seçimlerin öne alınması ile 21 Temmuz 1946’da yapılan seçimlerde CHP yine 465 milletvekilliğinden 390 tanesini alarak iktidar olmuştu. Kalan oylardan 65’i Demokrat Parti, 7 si de bağımsızdı. Halk Demokrat Parti’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin küçük ortağı olduğunu, prosedür icabı kurulduğunu düşünerek seçimlerde tepki göstermiştir. Celal Bayar bu imajı silmek için çok uğraşacaktır. Öte yandan halkın büyük çoğunluğu CHP’yi İstiklal Savaşı’nı yapmış ve kazanmış, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş bir parti olarak görmekteydi ve yönetimin onların hakkı olduğunu da düşünmekteydi. CHP 1946 erken genel seçimi kazanmasına rağmen sonrasında mecliste tartışmalar devam edecek hatta parti içinde de önceki politikaları savunanlar ve ılımlılar şeklinde ayrılmalar olacaktı. Muhalefet partisi ise hükümetin, teşkilatlanma ve propaganda yapma haklarını kısıtladığından şikâyet edecekti. Bundan sonra Türk siyaseti ve politikası her anlamda yoğun bir döneme girecekti…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir