LAİKLİK DİNSİZLİK MİDİR?

Laiklik, basit tanımıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak bilinir.  Fransızcadan Türkçe ‘ye geçmiş olan “laik” sözcüğü, “din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk” anlamına gelen Latince “laicus” sözcüğünden gelmektedir. Kavram olarak laiklik, devletlerin hukukî açıdan hiçbir dini esas almayıp, bununla birlikte bütün dinlere eşit mesafede durması ve hiçbir şekilde dinlerin ibadet hükümlerine müdahale etmemesidir. Yalnızca her hangi bir dinin adını kullanarak devletin ve toplumun düzenini bozacak olaylara müdahale etmekle yükümlüdür.

Osmanlı Devleti’nde laiklik ilk olarak XVIII. Yüzyılda hissedilmeye başlansa da bu durum ülkenin içinde bulunduğu sosyal yapıdan dolayı fazlaca kısıtlı kalmıştır. Teokratik Osmanlı Hukuk’unun temellerinde doğal olarak İslam Hukuku’na uygunluk esas alınmaktaydı. Bunun yanında padişahların şeyhülislamdan fetva alarak zamanın ihtiyaçlarına yönelik özellikle eski Türk geleneklerinden faydalanılarak örfî hukuk sistemi de benimsenmiştir. Kısaca Osmanlı hukuku Şer’i ve örfî kanunlardan oluşmaktaydı. Bu kanunlar XVIII. Yüzyıldan itibaren Batı’daki reform ve laikleşmeden dolayısıyla teknolojiden ve hatta ilerlemeden devletin etkilenmesini bir hayli geciktirdi. Çok basit yeniliklerin dahi kabulü için uzun uzun şeriata uygunluk tartışmaları yapılırken Batılı ülkeler yıllarca süren yenilmişliğin acısını adeta her alanda gelişerek çıkartıyordu. XV. Yüzyılda icat edilen matbaanın ülkeye girişinin 275 yıl gecikmesi bunun en yalın örneğidir. Tanzimat döneminde laik hukuk sisteminin geniş çapta benimsenmesi savunanlar olmuş ise de bu görüş tutucu çevrelerin direnişi karşısında ve toplumsal ortamın henüz buna hazır olmaması sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. Tanzimat’tan sonra bir yandan yargılama ve ticaret hukuku gibi bazı alanlarda laik nitelikli batı kanunları benimsenmiş, diğer yandan ise miras hukuku, aile hukuku gibi alanlarda dini hukuka bağlı kalınmıştır. Bu durumun Laikleşmenin hukuki açıdan ilk adımının Tanzimat’ta atıldığının kanıtı niteliğindedir.

Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısı, farklı dinlerden ve hatta aynı dinin farklı mezheplerinden sayısız vatandaşı bünyesinde barındırıyor oluşu ve tüm bu oluşumlar için çeşitli uygulamaların bulunması ülkede ki hukuk birliğini de engellemekte idi. Tüm bu sıkıntılardan kurtuluş, vatandaşları din dâhil hiçbir kıstasla birbirinden ayırmayan eşitliği sağlamak ancak Cumhuriyet’in ilanından sonra hukuken laikliğin kabulü ile gerçekleşebilmiştir. Bunun sonucunda birleştirici nitelikte olan dil, tarih ve kültür birliğine dayanan millet anlayışının egemen kılınması amaçlanmıştır.

Tüm bu anlatımların haricinde bireye indirgersek laiklik, kişinin de din işlerini devlet işlerinden ayırmasıdır. Bir banka veznecisinin sırada bekleyen müşteriler arasında akrabasını görmesi ve onu diğerlerinin hakkını yiyeceğini düşünmeden öne alıp işini halledivermesi hiç laik bir davranış değildir mesela. Şöyle ki burada “din”i bankacının kendinden olanı kayırma duygusu temsil etmektedir. Oysaki İslami açıdan da diğerlerinin hakkını yememek gerekmektedir. Kişisel duygular iş ahlakının önüne geçmemelidir. Bir öğretmenin memleketlisi olduğunu öğrendiği öğrencinin sınav kâğıdını okurken içinden daha fazla not vermeyi geçirmesi ve hatta bunu uygulaması da aynı şekildedir. Bu konuda örnekler çoğaltılabilir. Devletin laikleşmesi için önce toplumun laikleşmesi gerekmektedir. Toplumun laikleşmesi için de önce bireylerin laikleşmesi, kendi dininden, kendi soyundan, kendi memleketinden ve hatta kendi mezhebinden olanı kayırmamayı öğrenmesi gerekmektedir. Kavramları meşhur 6 ilkeyi ezberleyerek değil özümseyerek, anlayarak hayatımıza dâhil etmemiz gerekmektedir. Bakış açımızı değiştirdiğimiz zaman aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün Laikleşme ile neyi kastettiğini anlamamız çok kolay olacaktır. Kelime anlamı olarak dinden olmayan diye ezberlediğimiz bu ilke aslında kutsal dinimizin temel yapıtaşlarından birisi olan adaleti kişiliğimize yansıtışımızı da anlatmaktadır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir