LOZAN’DAN BİR MADDE İLE MİLLİ ŞUUR

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şüphesiz en büyük başarılarından birisidir Lozan Antlaşması. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda muazzam öneme sahip bir aşamadır. Ulusumuzun bağımsızlığını başkalarının tayin etmediğinin kendisinin kazandığının en büyük kanıtıdır. Sevr Antlaşması’na şöyle bir göz atmak bile bunu anlamak için yeterlidir.

Lozan Antlaşması toplamda 5 kısım ve 143 maddeden oluşmaktadır. 36 maddelik 3. Kısım iktisâdi hükümleri ihtiva etmektedir. Osmanlı Devleti’nin 1919 yılı itibariyle ı. Dünya Savaşı boyunca yapılan borçlarla birlikte toplam dış borcu 303.7 milyon liraydı. Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere Osmanlı Devleti’nin borçlu olduğu ülkelerdi. Bu borçların nasıl yapıldığına gelince; ilk istikraz 1854 yılında Kırım Savaşı sonrasında İngiltere’den alınmak suretiyle gerçekleşmiş olup sonrasında ise bu borçları ödemek için de yeni dış borçlanmalara gidilmiştir. Her yeni dış borçlanmaya bir gelir kaynağı gösterilmesi gerektiği için ülke içi gelir kaynakları üzerinde yabancıların etkisi artmıştır. Bunun sonucunda ise yabancı kuruluşlar oluşturularak devlet gelirlerinin idaresi yabancılara terk edilmiştir. Neticede Lozan Antlaşması borçlar meselesi hususunda bu sorun çözüme kavuşturulacaktır.

Osmanlı Devleti en çok borcu savaştan kendisi gibi yenik çıkan Almanya’dan almıştı. Bu nedenle takriben 170 milyon sterlin olan bu borç iptal edildi. Vadesi dolmuş borçlar devletin parçalaması sonucu ortaya çıkan yeni devletlere gelirleri oranında paylaştırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ne düşen meblağın ise taksitlendirilerek ödenmesi şeklinde sonuca bağlanmıştır. Batılı devletlerin bu taksitleri altın veya sterlin şeklinde ödenmesi önerisi reddedilmiş yerine Türk Parası veya Fransız Frangı olarak gönderilmesi kararlaştırılmıştır.

Borçlar meselesinin bu şekilde çözüme kavuşturulması dahi muazzam bir başarı iken asıl dikkat etmemiz ve incelememiz gereken bu borçların nasıl ve ne zamana kadar ödendiğidir. Hatta bu borçların hangi şartlar altında ödendiğidir. Bir neslin günü kurtarmak derdiyle geleceğe bıraktığı sıkıntıları atlatmak tahmin edersiniz ki hiç kolay olmayacaktır. Bu sıkıntılı dönemin en büyük fedaileri milli mücadeleyi canıyla kanıyla yürüten, malından ekmeğinden dişinden tırnağından ayırdıklarıyla zafere ulaştıran efsanevi nesildir. Savaştan çıkmış ve henüz kurulmuş bir devletin bu borçları sonrasında baş gösterecek olan 2. Dünya Savaşı’nın özellikle ekonomik anlamda olumsuz etkilerine ve döviz sıkıntısına rağmen aksatmaksızın ödemesi takdir edersiniz ki masada imzalanan maddeden çok daha büyük bir başarıdır. Bu borçların tamamı çeşitli imkânlardan da faydalanılarak erken ödemeler de yapılmış ve nihayetinde 1954 senesinde bitirilmiştir.

“Bir neslin günü kurtarmak derdiyle geleceğe bıraktığı borçları…” kısmı çok önemli bir detaydır aslında. Kendimize, günümüze, savurganlığımıza inceden dokunduran bu cümle “…borçları ödemek milli mücadelenin çileli nesline düşmüştür.”e dönüşmemelidir. Aslında gerçek kaygı biraz da bir daha milli mücadele nesli gibi bir nesil gelir mi de olabilir. Bu bizim elimizde, sadece bizim ve en çok da bizim elimizde. Gelecek neslin milli birlik ve beraberlik şuuruyla yetişmesi de her bireyin önce kendi hayatını vatana millete her açıdan faydalı olabilecek şekilde geliştirmesi de bizim elimizde. Var gücümüzle çalışmak, kendi üzerimize düşeni yaparken bunun bir zincire dönüşeceğine ve tüm ülkeyi ayakta tutacağına inanarak yaşamak kurtuluşun belki de en birinci kuralı şeklinde not düşülmelidir. Necip Fazıl’ın şu sözleri ile yazıyı noktalamak yerinde olacaktır diye düşünüyorum: “Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmalıyız.”

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir