VAKA-YI HAYRİYE ve 15 TEMMUZ DARBE TEŞEBBÜSÜ

Türk ordusunun kuruluşu bilindiği üzere Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılına dayanmaktadır. Kabul görülen tarih budur. Bu tarihten günümüze kadar Türk ordusu gelişerek ilerlemiş sayısız başarılara imza atmıştır. Basit bir deyişle şu anda yaşadığımız topraklarda sadece kurtuluş savaşı askerlerinin değil 1040 Dandanakan Savaşı’nda Anadolu’nun kapılarını Türklere açan ordunun, daha sonra Selçuklu İmparatorluğu askerlerinin, Büyük Osmanlı ordusunun kısaca Büyük Türk Ordusunun kanları vardır. Bu büyük gururun yanında tarihin sayfalarını karıştırdığımız zaman insanın içinin cız etmesine sebep olacak olaylara da şahit olmuştur devletler.

Bir vaka-yı Hayriye vardır ki orduda başıbozukluğun, düzensizliğin, yönetimin iyi niyetinin nerelere varabileceği konusunda net bir örnektir. Yeniçeri ocağı Osmanlı ordusunun yegane direği, padişah’ın ve Devletin her daim en güçlü silahı ve dahi kalkanıdır. Bir o kadar da padişah ve devlet yeniçeri ocağı için öyledir. Bu iki kurum kendi içinde gizli bir anlaşma imzalamışçasına birbirlerine güven ve samimiyet beslemektedir. Herkesin bildiği gibi bir süre sonra bu dostluk ordunun sefer yetersizliğinden ganimet toplayamaması, cülus bahşişinden medet beklemesi ve sırf bunun için tahttan padişah indirmek ve kendi istedikleri padişahı çıkması için isyanlar başlatması ve artık esamelerini satar hale gelmeleri yönetimi, yeniçeri ocağını ıslaha dair çalışma yapmaya bu da yeterli olmayınca ocağı tamamen kaldırmaya yönelik çareler aramaya mecbur kılmıştır. En nihayetinde 16 Haziran 1926 tarihinde padişah II. Mahmut bunu başardı. II. Mahmut’un bu başarısının sırrı, öncesinde ulemayı ve halkı yeniçerilerle yapacağı savaşta yanına alması ve yeni bir askeri ocağın temellerini atmasıydı.

Çok değil daha üç ay öncesinde benzer bir hadiseyi yeniden kaydetti tarih. Evet 15 Temmuz darbe teşebbüsünden bahsediyoruz. Üzerinden “tarih oldu” denilebilecek kadar zaman geçtiğinde bu olayı hepimiz içimiz cız ederek anımsayacağız. Eminim ki yine hepimiz “ucuz atlattık” diyeceğiz. Ordu’nun içerisine bunca hainin sızması, sırf sızabilmek için bile palavradan darbe planları yazmaları, torpille, birbirlerini kayırarak sinsice yapılanmaları ve yetmeyince, hiçbir şey yetmeyince, daha da palazlanınca devlete meydan okumaları..! Elbette sonunda onlar kaybedecekti. Elbette Türkiye Cumhuriyeti ve Büyük Türk halkı kazanacaktı. Bunun aksi bir durumda Türk milletinin zaferi engellenemez en fazla geciktirilirdi. Ama sonunda biz kazanırdık. Bir vaka-yı Hayriye de bizden olsun, not düşülsün tarihe. Fakat unutulmasın bu halkın zaferidir. Bu zaferde önceden düşünülmüş bir plan, diplomasi, fikir dahi olmadığı açıktır. Hepsinden ziyade bu ve öncesindeki birkaç hatta on yıllık süreçte büyük umutlarla geleceğini inşa eden binlerce masum insan, ellerinden haksız ve hadsizce alınmış işleri, ekmekleri, emekleri…darbe teşebbüsü sonrası iftiralarla içeri alınan masum olduğu anlaşılınca salıverilen ama o kadar gününü hiç yere kaybedenler… OHAL’den ötürü etkilenen ülke ekonomisi, adı konulmamış kriz, haftalarca kapısında içeri müşteri uğramamış, telefonu dahi çalmamış esnaflar… Öğrenciliği boyunca birkaç aylığına da olsa bu paralelcilerin evinde yurdunda kalmış ve bundan bile korkmuş gençler…

Bunları da bir düşününce insan sormadan edemiyor, gerçekten Ucuz mu Atlattık?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir